AZİMET KARAMAN
« Duruş - Stance »
Heykel Sergisi - Sculpture Exhibition
12 – 27 Nisan April 2019 B Salonu

Açılış - Opening : 12 Nisan April 2019 - Cuma Friday 18:00
Yıldızevler Mah. Şehit Mustafa Doğan Cad. 82/A  Çankaya Ankara


Galeri Soyut, 12 – 27 Nisan 2019 tarihleri arasında Azimet Karaman’ın “Duruş” isimli kişisel heykel sergisine ev sahipliği yapıyor.
Gallery Soyut hosts Azimet Karaman’s personal sculpture exhibition titled “Stance” between 12th – 27th April 2019.


Yazgısız Zaman Tanrıçalarından,
Azimet Karaman’ın Damıtılmış Heykellerine!

Azimet Karaman’ın heykelleriyle karşılaştığımda gerçeklik temasıyla düşsel yaratının yer değiştirdiğini düşünmüştüm.
Bir çok çağrışımın yanı sıra aklımdan geçen, 90’lı yılların sonunda Hakkari’de bulunan steller ve Asya Türk coğrafyasında karşılaştığımız anıtlar ve balballar üzerinden Türklerde heykelin tarihine bir yolculuğa çıkmaktı. Zaman hep oyalanacak görevler verdi ancak umudumu yitirmedim.
Gerçi üstat Nietzsche’nin ‘Ümit kötülüklerin en kötüsüdür, çünkü işkenceyi uzatır.’ Aforizması, başkalarının umutlandırmalarına kanma derken, insan olduğumuzu hatırlatarak ertelemememizi de hatırlatır.
Heykel sanatının, Arkaik Dönemde kazandığı klasik yapının değişmeden 20. Yüzyılın başlarına kadar geldiğini dikkate aldığımızda, biçim verilmiş ‘taşlar, mermerler, ahşap, demir, çelik, cam, kil, plastik vb.’ estetik değere dönüşmüş heykellerdir.
Türklerde heykel geleneğinin olduğunu gösteren yazıtlar/anıtlar gibi tipik örneklerden birisi de Balballardır. Her ne kadar mezar anıtları olarak adlandırmış olsalar da her birisi ayrı birer portredir.
Göktürkler Türk Sanat Tarihini anlamak bakımından önemli uygarlık dönemlerinden birisidir. Böylesine özgün yaratılardan hareketle, heykeli ve resmi yok sayan bir kültür anlayışı nasıl egemen oldu ? diye sorması gerekmez miydi akademiyanın!
Bu konuda yapılmış derli toplu yüzlerce araştırma, sorgulama olsaydı bin yılı aşkın bir zaman kaybeder miydik? Resme, heykele, bakışımız daha farklı olamaz mıydı?
Sahi neydi insanoğlunun, hacmi olan, üç boyutlu estetik biçimler yaratma isteğini kamçılayan şey?
Gelecek kaygısı yaşayan toplumların aydınlanması için derin bir göndermedir Yaşar Kemal’in “İnsan evrende gövdesi kadar değil, yüreği kadar yer kaplar.” Aforizması. Ne zamanki, ‘put tanrılarından arındırma adına’ ötekileştirdiklerinin bütün heykellerini kırdı / kırılmasını görmezden geldi/ insanlık, işte o gün karanlığa büründü sanat.
Ah yazgısız zaman tanrıçaları suçunuz neydi? Birer heykel olmak mı yoksa taşa kile yüklediğimiz asla hissedemediğiniz yüce anlamlar mıydı?
Kader tanrıçası Menat’ın kadersizliğine mi yanmalı, bereket tanrıçası Lat’ın kısır bırakılmasına mı yoksa yıldızların tanrıçası Uzza’nın hiçbir zaman yıldızlara hükmedememesine mi! Ah ötekileştirdiklerimizin tanrıçaları, heykellerinizin görkeminden yansıyan unvanlarınız yetmedi yazgınızı değiştirmeye. Öyle ki, kaderiniz insanlık aleminin bir tarafının hiddetiyle gömüldü karanlığa.
Tanrıça yazgınız, hemcinslerinizin de yazgısı oldu ta ki, birileri yeniden yüreğiyle yontmaya başlayana kadar.
Sahi hiç düşündünüz mü gövdesine/fiziki varlıklarına katlamadıklarımızın, olabilseydi şayet yüreklerinden yansıyacak gazabı? Oysa kendi erklerini kalıcı kılmak adına, yok saydıkları ve köleleştirdikleri imgelere dönüşen yine insani değerlerdi!
Kaç sergisine katıldım, kaç heykelinde aradım kadının ortak yazgısını hatırlayamıyorum. Fakat Azimet Karaman adı heykel ile birleşince bütün bunlar bilinçaltımın dışavurumu oldu yeniden.
Bir Yontucunun Sanatını, Düşlerine Dokunarak Anlarsın!
Resimde tema neyse heykelde biçim/form odur. Ölçüyü de unutmamak gerek. Eğer bu üçlüye heykeltıraş bir de estetik ruh ekleyebilmişse ortaya çıkan eserin seyrine doyum olmaz. Karaman gibi yüreğinden yontanların sanatları üzerine yazarken sanatın teknik öğretilerini bir yana bırakmalı yazar.
Bir sanatçının sanatını anlamanın en gerçekçi yolu; geçtiğimiz yüz yılda sanatla bağıtladığımız sanat felsefesi, sosyolojisi ve psikoloji gibi disiplinler arası yaklaşım metoduyla düşlerine dokunmaktır!
Heykel karanlıktan korkmaz, oysa renkler ışığa mahkumdur. Fidias’ın çırakları öyküsünü hatırlayın ‘kendi kelleni yap ve karanlık bir odadaki çokluk içinden seç ve getir.’ İnsanın heykeli kendine en yakınmış gibi bulması belki de bundan!
Karaman’ın büyük boyutlu, suskunluğunda gücünü yansıttığı kıvrımlı kadınları bir yanda, hareketli figürleri diğer yanda buluşur aynı mekanda.
Bir kartalın gözlerindeki yırtıcı kuşatmada görürsünüz eril gücün zarafetini ya da Asya’dan Anadolu’ya şahlanan bir kısrağın yumuşak bakışlarında yakalarsınız, narin ama kararlı gidişini.
Onun figüratif soyutlamaları izleyicide bir üst anlam, kimlik ve biçim algısı yaratır. Özellikle kadın heykelleri üzerinden sonsuz arayış ve içsel kaosun yarattığı boşluk, anlık mutluluk vb duygu yükleyerek varoluşçu bir kimlik vurgusu yaptığını düşünebiliriz!

Sanki içine doğduğu coğrafyadaki gözlemleriyle kadın gerçeğini heykel üzerinden yeniden inşa etmeye çalışır. Sanatçı bu yaklaşımıyla ana tanrıçadan günümüze, kadının Anadolu’da kazandığı güç ve biçimi yeniden yorumlama isteğini vazgeçilmez bir tutkuya dönüştürür.

Bazen Klasik ve Helenistik devrin canlı ve hareketli figürlerinin doğal ve gerçekçiliği, bazen de soyuta yakın gerçeklikteki figürlerle karşılar Karaman’nın heykelleri izleyiciyi.

Kayın ağacına kazandırdığı biçimle, dili geçmiş zamanların suskunluğunu içine sindiremeyen, akasya kokulu kadınlar düşler. Çoğunlukla kayın, akasya, ceviz, dut, armut ve çam ağaçlarını yontar. Türkiye’de sanatçının açmazlarından birisi de malzemedir. İstediği kalitede işleyeceği ağaç bulmak zor ve pahalı bir iştir. Ahşap heykel yapabilecek kalitede kesilen her ağacın ziyan olmaması için ayrı bir çabası vardır.
Ahşap’ın onun yetkin yontmalarıyla inanılmaz canlılığa kavuştuğunu düşünmeden duramazsınız. Bir de kadın formlarındaki yumuşak geçişli yuvarlak hatları.

Anadolu’da kadın olmanın çilesine tanıklık etmiştir Karaman. Bunun için kadın heykellerine keskin bir anlatım duygusu yüklemiştir.
Kimileri gösteri yapan dolgun balerin kıvamındadır, kimileri ahşap yontmayla kazandığı kıvrımlarında saklar belirgin dişiliğini. Ana tanrıça Kibele’nin doğurganlığı taşar bronz kadın figürlerinin kalçalarından.
Ah dili yok zamanlarına tutunduğum yüreğimizi coşturan heykele dönüşen varlık. İyi bilirim; bir kadının gözlerine hapsettiği duygunun aşk olduğunu. Kulaklarının hep dinleme halinde kaldığını ama yalnızca duymak istediklerini işittiğini. Bir de aşk ve sevgi sözcükleri dökülsün diye araladığı dudaklardan biraz hüzün ama daha çok özlem damladığını.
Bir derdi vardır sanatçının kadının özgürlüğünden yana. Ve heykellerinde yontmadığı gözlerindeki gülüşlere sığınmak ister. Dert edinmiştir, yazgısı kendinde saklı Anadolu Kadınını.
Karmaşık katmanlar, gözü yoran figürler göremeyeceğiniz kadar yalın bir anlatımı vardır Karaman’ın. Ama her biçimdeki heykellerinde ‘’güç’’ü hissettirir.
Her kadın portresinde soyutladığı gözleri, ağzı ve diğer duyulara yüklediği gizemi hissettirecek kadar yetkin, yerlerine koymayarak yarattığı yalın etkinin de farkındadır.
Sanatçı eser karşısında yaşadığı estetik kaygı kadar, heykele hissedilir bir ruh kazandırmanın çabasındadır. Bunu kadın heykellerindeki fiziksel varlıklarının çok üstünde bazen perdelediği bazen de algıya bıraktığı duygu imgesinden anlıyoruz.
Heykel sanatında sanatçı kullandığı malzemenin dilinden anlamalı ve ortak bir sınır belirleyerek varabileceği noktayı önceden kestirmelidir. Çoğunlukla başarıyı getiren sanatçının nerede durması gerektiğinin bilinciyle buraya kadar benim verebileceğim biçim diyebilmesidir.
Tersi olamaz mı diye sorguladığımızda, olasıdır ancak ortaya çıkan şey kurgunun dışında malzemenin sanatçıyı götürdüğü sınırdır.
Azimet Karaman, maddenin özünde var olan sertlik veya yumuşaklığı tersine çevirmeyi başararak kendi kişisel sentezini yaratmış heykeltıraşlarımızdan birisi. Bu yeti heykel tekniği açısından O’nun sanat tarihindeki kalıcılığını pekiştirecek.


Azimet Karaman 1963, Erzincan / Kemah’ta doğdu.
1988 Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Seramik-Cam Ana Sanat Dalı Bölümü’nünden mezun oldu.
1988-1989 Paşabahçe Cam Fabrikası’nda, cam üzerine negatif rölyef çalışmaları yaptı.
1995 Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü’nde öğretmenlik sertifikası, pedagojik formasyon eğitimi aldı.
Yurtiçinde 7 kişisel sergi açan sanatçı, 100’ün üzerinde karma ve grup sergilerine katıldı.
Fransa, Almanya, Arnavutluk ve Belçika’ da Anadolu Sanatçılar Derneği’nce organize edilen, grup sergilerine katıldı.
Sanatçının yurtiçinde, çeşitli şehirlerde kolektif çalıştığı, 6 adet açık alan heykel uygulaması bulunmaktadır.
Kanada’nın başkenti, Ottowa’da bulunan, sanatçının tasarladığı ve bir grup heykeltıraş ve mimar arkadaşı ile gerçekleştirdiği ‘’Şehit Diplomatlar Anıtı Projesi’’ Türkiye’nin yurtdışına yaptırdığı ilk anıt olma özelliği taşıyor.
Halen Gazi Üniversitesi, Resim-Heykel Müzesi Müdürlüğü’nün yanı sıra, Gazi Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü, Resim-İş Eğitimi Anabilim Dalı’nda Öğretim Elemanı olarak görev yapmakta olan sanatçı, Galeri Soyut tarafından temsil edilmektedir.